"Toprak Ana ve Çocuklar"
3 Şubat 2012 Cuma
2 Şubat 2012 Perşembe
1 Şubat 2012 Çarşamba
25 Kasım 2011 Cuma
27 Mayıs 2009 Çarşamba
“Bir Ters, Bir Düş”
Aynada görünen ben miyim, yoksa bir başkası mı artık bilemiyorum. Sadece bunla da sınırlı değil bilemediklerim. Bu yaşıma kadar geçen her gün, bilmediklerimin bildiklerimden fazla oluşuyla karşılaşmam bir yana, her geçen gün insan doğasının yeni bir yüzüyle, yüz yüze gelişim asıl alışamadığım. Tam altmış beş yıl bu dünyaya katlanmaya mı, alışmaya mı yoksa sadece olmaya mı çalıştım bilemiyorum. Uzun ve düz bir yol değil yaşam, dolambaçlı da değil. Dedikleri gibi kocaman bir sahne de değil, gün boyu rol kesip aktrisi olduğum, sadece bu işte, yaşadığımız kadarı. Yaşam bir ters bir düş, kısacası.
-Gel içeri, gel nazlanma. Geçerken uğramış da nasılım diye görecekmiş. Sen bunu külahıma anlat. Kim bilir ne diyeceksin yine, onun için geldin, söyleyip sıvışacaksın değil mi?
-Yok, valla Cahide Abla, gerçekten nasılsın diye merak ettim. Günler oldu görüşmeyeli.
-İyiyim işte gördün, nasılım gördün yani. Eee, git haydi öyleyse.
-Neyse abla, bir bardak su içeyim gelmişken madem.
-Demedim mi bakla var ağzında diye, gel, içeri gel.
Serap iyi kızdır, hoş kızdır da bir de şu inatçılığı olmasa. Nazar’dan çok korkar; ama bu nazar başka nazar. Benim tam dokuz yıllık yol arkadaşım, köpeğim Nazar. Bu evi alıp da yerleştiğim ilk yıl, almıştı Oğuz Nazarı, bana arkadaşlık etsin diye. Daha mini mini bir yavruydu Nazar. Ben iyiden iyiye yaşlandım, ev tamamen yıprandı. Nazar büyüdü, hatta o bile yaşlandı.
-Al bakalım suyunu, iç, afiyet olsun.
-Ay abla, pek severim seni bilirsin, hem abla dediğime bakma, annemin arkadaşı, bir sen kaldın yadigâr, bir de Nurten abla. O da gitti buralardan, annem her aklıma düştüğünde seni göresim gelir, bilirsin.
Serap, dedi diyeceklerini ve gitti. Ben kaldım yine benle, geride. Böyle durumlarda, yani yalnızlık iyiden iyiye kemirdiğinde içimi, daha çok düşünmemek için geçmişi, alırım Nazarı. Evin hemen yanındaki park var ya, hani pek bir bakımsız. Benim ev gibi işte, oraya giderim. İyi ki almış Nazar'ı Oğuz. Yoksa hiç çıkmazdım dışarı, ne diye çıkacağım ki. Oğuz dünyaya geleli tam 39, gideli 5 yıl oldu. Dün gibi hatırlıyorum dünyaya gelişini ve şimdiymiş gibi hatırlıyorum gidişini.
Cahide Abla, ne inatçısın böyle. Bana diyorsun da sen benden bin kat inatçısın. Kemal gelecek, doğumdan önce son bir kontrole gideceğiz sözde. İki dakika uğrayayım kapıdan dedim, Kemal’i beklerken. Ay zorla içeri soktun, yine aklıma geldi, dedim işte ben de. Hem, Kemal de durmadan seni ikna edeyim istiyor, "Artık hastaneye yat" diye; ama dinleyen nerde. Bak işte, daha benim evden çıkmamla, sen de çıktın, ay o Nazar da yanında. Ya düşüp bir başına kalakalırsan oralarda kim…
-Aman Kemal, nerde kaldın böyle?
-Bin hadi bin.
Kafam çatlayacak gibi ağrıyor. Bu hastanede tek doktor benim sanki, her şey benim üzerimde. Bir de bebek yapıyoruz, iyi mi?
-Neden konuşmuyorsun Kemal?
-Başım çok ağrıyor Serap, şu işi bir halledelim.
Sanki, dünya altın bir toz bulutuyla kaplanmış da insanlık arınmış bin bir ayıbından. Yemyeşil çayırları yerine koymuşuz da sanki soluduğumuz hava başımızı döndürüyor. Sanki sular gürül gürül akıyor eskisi gibi, tüm hastalıkları tedavi etmişiz belki de. Tek derdimiz, derdimizin olmayışıymış gibi bir de bebek yapıyoruz, iyi mi?
-Doktor olacaksın bir de. Alıverseydin bir ağrı kesici. Hem artık iyice can sıkmaya başladı bu ağrıların, bir muayene olsan.
-Aldım ilaç. Söz, haftaya muayene de olacağım.
Ben bu ağrıların sebebini biliyorum aslında. Hem bunun için doktor olmaya da gerek yok. Bir çuvala taşıyacağından fazla taş koyarsan olacağı budur, ağrı. Her gün bir dolu hayat geçiyor önümden kanserli bedenleriyle. Tek yapabildiğim, çokça yapamayacaklarımızı, çok az da yapacaklarımızı söylemek. Bir de bebek yapıyoruz, iyi mi?
-Sen nasılsın?
-İyiyim şimdi, sabah senin arkandan uyandım. Sırtım işte biliyorsun, az yürüyeyim dedim. Cahide Abla'ya kadar gittim, sen geldiğinde yeni çıkmıştım ben de.
Doktorun dediğine bakılırsa, doğuma bir hafta kaldı. Kemal ne sevinmişti ilk duyduğunda... Günlerce iş bile yaptırmadı bana. Ya şimdi... Sanki üzülüyor oğlumuzun doğacak olmasına.
-Açtın mı konuyu Cahide Abla'ya, yatacak mıymış hastaneye?
- Nuh diyor peygamber demiyor, Kemal.
Dünyaya yeni bir hayat getirecek olmak ve bunu da kendi bedenimle başarmak... Tanrım ne büyük mutluluk! Belki doktor olacak o da babası gibi. Sağlığına kavuşturacak hastaları... Belki öğretmen olacak, bilgi götürecek her yere. Yaşlanınca bana bakacak, su olup önüme akacak.
-Sonra bir de ben konuşayım Cahide Abla'yla. Söyledin mi peki?
-Söyledim Kemal söyledim, oğlumuzun adı Oğuz olacak dedim…
Ayhan Özer
6 Mayıs 2009 Çarşamba
"düşenler"
“Düşenler”, insana dair her şeydir, “değer” verdiğimiz her şey. “Değer” kavramını, kavramın kendi olanaklarıyla sorguladığım resimlerimde, kadın bedenini “değer”in en iletken görsel imgesi olarak betimlemeye çalıştım.
“Değer” kavramının ve değer yüklenen her türden insan üretiminin, -buna “gerçek” kavramı da katılmalıdır- bir nitelik yitimi yaşadığı kanısıyla, ancak insanın varlığıyla var olabilen “değer” ile insan arasındaki bu varlık ilişkisine, dikkat çekmek istiyorum. Ele aldığım kavramın nitelik yitimi sürecinin, sadece “düşme” eylemiyle açıklanabileceğine inanmaktayım. Bu inançla, düşme eylemini, resmimin temel hareket noktası kabul etmekteyim. Bana göre; felsefe, estetik ve değer’in buluştuğu ortak kavram olan “güzel”i açıklamak, bunların diliyle olanaklı değildir. Bu bilim ve inceleme alanları; sanatın güzele ilişkin açıklamalarını, anlamaya çalışırlar ya da sanata açıklaması için bir yol göstericilik üstlenirler.
"Ters düşüm"
Mekânı, olabildiğince mekânsız(!) ele aldığım yüzeylerimde, boşlukta düşen kadınları, boyanın olanaklarıyla yaratırken, renkleri karıştırmadan oluşturduğum; bolca çizgi, doku ve geniş lekelerin yer aldığı kompozisyonları görebilirsiniz.
Boyayı, sadece bir renklendirme malzemesi olarak değil, hacimsel bir öğe olarak da kullandığım yağlıboya ve akrilik resimlerim çoğunlukta. “Üç Güzelleri”, “Dün Bugün ve Yarın” olarak görebilirsiniz resimlerimde; uçağı, düşmeme aracı olarak, bir yanılsama olarak...
Zamansızlık ve mekânsızlık içinde ele aldığım “değer’ kavramını, hakikatin olanaklarıyla görmenin olanaksızlığını, bir paradoks olarak görüyorum ki, sanatın da bu anlamda yaşamdan soyutlanmadan ancak zamandan ve mekândan soyutlanarak yaratılabileceğine inanmaktayım. Sanatçının yaşadığı zamanın değerlerini dışarıdan bir gözle ele alması ve onlara karşı bir duruş belirleyebilmesi, bu türden bir yol ayrımından geçmektedir.
Fallens
“Fallens” are everything about humans, they are all we “value”. In the paintings which I interrogate the the conception of value with its original possibilities, I tried to portray and describe the woman’s body as conductive visual image of “value”.
I estimate the conception of value and eveything which are produced and created by humans lose their quality and characters -we must also mention the conception of “real”- so, I want to draw attentions to the relations between humans and the value which exists with the existance of humans.
"Onlar Düşüyorlar, Ben Düşüyorum, Sen Düşeceksin"
I believe the process of losing quality and character of the concept which I discuss can be explained with the verb of “fall”. With this belief, I accept the basic starting point. I think it is not possible to explain the concept of “beautiful” which is the meeting point of philosophy, value and aesthetic with their points. These domains of science try to understand the explanations of art which are about “beautiful” or they try to guide for the explanation of art.
You can see the women who fall into space and created by the possibilities of the colours and also the compositions which are full of lines, surfaces and spots on my canvas.
The paintins are in a majority in my display in which I did not only used the colours to colorize materials but also used them as dimensional components. You can see “Three Beuties” as “Yesterday, Today and Tomarrow” in my paintings. You can also see an aeroplane as a mental delusion.
The paintins are in a majority in my display in which I did not only used the colours to colorize materials but also used them as dimensional components. You can see “Three Beuties” as “Yesterday, Today and Tomarrow” in my paintings. You can also see an aeroplane as a mental delusion.
I discuss the concept of value with untimely and unspatiality and teh conception of value is not possible to handle with the possiblities of the reality. I think this is a paradox and I believe art must not be abstracted from the real life but must be abstracted from the time and space.
Evaluating and observing the contemporary values of artists age from the outside is only possible with this parting of the way.
Evaluating and observing the contemporary values of artists age from the outside is only possible with this parting of the way.
“İstanbul Modern’ de Nü Resim Yok”
“Düşenler”
“Tutunamayanlar’a”
“Modern Sanat, Modern Aydın”
“Medyadüş”
“Karalama”
“İ(L)simsiz
“Gün Işımasında Düşecekler”
“Bir Ters, Bir Düş”
“Korkunun Düşmeye Faydası”
“Düşbiyografi 2”
“Düşbiyografi 1”
“Düşbiyografi 3”
“Kutsal Üçleme”
“Princeton’dan Dönenlere Uçak”
“Açık Aydın A. Ş.”
“Köletöryal Bakış”
“Sermece, Düşmece”
“Ben, Siz, Oncamız”
“Ünal Kuş’a Saygı”
“Dans ve Kin”
“Gözden Düşenler”
"Akla Düşenler"
“Üç Düşenler, Bin Düşenler”
“Aydın, Ayar, Aymaz”
“Doğudan, Batıya Düş”
“İkilemleme”
“Yaratıcılama”
“Üç Düşenler”
“Yalınlama”
“Zevküsefaya Düşenler"
“Etiler, Hititler, Düşler”
“Tarih Düşmez”
“Teknokent’e Düşmüş”
“Kukla, Fil ve Üç Güzeller”
“Gelenekten, Geleceğe Düşenler”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





